Çıkış / Exit

İşleminiz Yapılıyor.
 
 
 
 
 
 
 
 
English

Bölgede yapılan arkeolojik kazılar, tarihsel geçmişin Kalkolitik Çağ;a (İÖ 5000) kadar uzandığını göstermektedir. İ.Ö. XVII. yüzyılın sonlarına kadar Mısır hakimiyetinde kalan bölge, bu tarihten itibaren sırasıyla Hitit, Asur, Babil, Pers ve Makedonların egemenliği altına girmiştir. Makedon kralı Büyük İskender;in İ.Ö. 323;te ölümünden sonra imrapatorluğun yönetimini ve topraklarını paylaşan generallerinden Antigonos ve Seleucus I.Nicator arasındaki iktidar mücadelesinde, bu iki kumandanın, İ.Ö. 301 yılında İpsus;ta yaptıkları savaş Antigonos;un yenilgisi ile sonuçlanınca, Suriye ve Mezopotamya, Seleucus yönetimine geçti. İpsus savaşından sonra Mezopotamya;dan Akdeniz;e kadar uzanan çok geniş bir bölgenin kontrol altında tutulmasının getirdiği zorunluluk, Seleucia;nın yeri bakımından çok içerilerde olması nedeniyle artık krallığın yönetim merkezi olarak kalmasını imkansız hale getirmişti. Bu durum Seleucus;un, krallığın merkezini daha batıya taşımasını, kendine oralarda uygun bir yerde yeni bir başkent kurmasını gerekli kıldı. Bu amaçla Akdeniz;in en güzel limanlarından biri olan Seleucia Pieria;nın bulunduğu yer,topoğrafyası, deniz ulaşımına açık oluşu, zaptedilmesi zor bir akropole sahip olması gibi özellikleri nedeniyle uygun bulundu ve İ.Ö. 300 yılı Nisan ayında Seleucia Pieria (bugün Antakya;nın kazası olan Samandağ) başkent olarak kuruldu. Krallığın yönetimi Tigris kenarındaki Seleucia;dan, deniz kenarındaki Seleucia;ya taşındı. Seleucus, mağlup ettiği Antigonos;un yönetim merkezi olan bugünkü kentin birkaç km kuzeyinde, Karasu nehri kıyısında kurulu Antigonia;yı tahrip ederek halkını kendi adına kurduğu yeni başkente (Seleucia Pieria) naklettirdi. Ancak krallığın egemenliği altında bulunan Küçük Asya, Fırat Havzası, merkezi vegüney Suriye ile Amik Gölü civarının kontrol altında tutulmasında, SeleuciaPieria;nın bu hakimiyetin sağlanması için başkent olarak uygun yerde olmaması ve denizden gelecek saldırılara açık bulunması, daha içeride bir kent kurulmasını zorunlu hale getirdi. Böylece Seleucus I. Nicator, Antigonia kentinin kalıntılarıyla oğlu (veya babası) Antiochus adına, İskenderiye;nin planına uygunolarak Antiokheia;yı kurdu (İ.Ö. 300). Seleucus I. Nicator;un ölümünden sonra hükümdar olan oğlu Antiochus I. Soter (İ.Ö. 281-0-261) döneminde, yönetim merkezi Seleucia Pieria;dan Antakya;ya taşınmış ve bundan böyle Antakya,Seleucus İmparatorluğu;nun yeni ve son başkenti olmuştur. Seleucus II Callinicus döneminde (İ.Ö. 246 - 226), Asi üzerindeki adada biryerleşme hareketi başlatarak kente köprülerle bağlanırken, Antiochus III(Büyük Antiochus, İ.Ö. 223 - 187) zamanında bu yerleşme işlemi tamamlanmış ve kentte bir kütüphane inşa edilmiştir. Kentin ikinci kurucusu sayılan Antiocnus IV Epiphanes (İ.Ö. 175 - 164),Epiphania olarak anılan yeni bir yerleşme, yeni bir agora ve bazı mabedler inşa ettirmiştir. İ.Ö. 64 yılında kentin Roma egemenliğine resmen girmesi ile Antakya tarihinin altın çağı başlamış oldu. İ.Ö. 47;de Antakya;ya gelerek kente bağımsızlığını veren Caesar, Caesareumadıyla anılan büyük bir mabed ile, Silpius eteklerinde bir amfitiyatro, bir sukemeri ve bir umumi hamam inşa ettirdi. Augustus dönemindeki (İ.Ö. 31-İ.S. 14) en önemli olay, bundan sonra her dörtyılda bir tekrar edilecek olan ;olimpiyat oyunları;na başlanmasıdır. Bu imparator zamanında kent, birçok yeni toplumsal binanın inşa edilmesi ile daha mamur hale getirilmiş ve bunun sonucu olarak nüfus artmıştır. Antakya;nın bu yüzyıldaki nüfusu 300.000 ile 600.000 arasında bir rakam idi. Bu dönemin en önemli imar faaliyeti kenti boydan boya geçen ünlü ;kolonadlı cadde;nin inşasıdır. Döşemesi mermer kaplı olan bu caddenin kolonadları,Tiberius Claudius zamanında (İ.S. 12 - 37) tamamlanmıştır. Cadde bronz heykellerle, kolonadlar da mozaiklerle süslendi. Caddenin yol kısmının genişliği 9.60 m, iki tarafında yer alan kolonadlar ise 10;ar m genişliğinde idi. Bu caddenin inşasından sonra, caddenin iki tarafında gelişen mahalleler sayesinde kent büyüdü ve nüfusu arttı. Gene Tiberius zamanında, üstünde birdişi kurdu emen Romulus ve Romus heykeli ile süslenen Beroea (Haleb) kapısı inşa edildi. Etnik ve dini yapı bakımından karışık nüfusu, her yöne giden yolların kesişmenoktasında önemli bir ticaret merkezi oluşu, doğu ve batı kültürlerinin birleşme noktasında bulunması, Antakya;nın Hıristiyanlığın yayılmasında bir propoganda merkezi haline gelmesine neden olan faktörlerdir. İsa;nın ölümünden sonra,Hıristiyanlığı yayma çalışmaları içinde önce Pavlos (Havari Aziz Pavlos) ve Barnabas, daha sonra Antakya Kilisesinin kurucusu ve ilk rahibi sayılan Petrus(Havari Aziz Petrus) Antakya;ya geldiler. Pavlos ve Barnabas, bir öğretimerkezi haline getirdikleri Antakya;da, İsa-Mesih&;e inanmış kişilere vaazlar verdiler. İncil, Pavlos ve Barnabas;ın öğrencilerine ilk kez Antakya;da Hıristiyanadı verildiğini yazar. İncil;in dört yazarından biri olan Matta;nın, İsa;nınyaşamını birinci yüzyıl ortalarında Antakya;da kaleme almış olduğu da bilinmektedir. Roma Çağı;nda, nüfusu yüzbinleri bulan bir kent olarak imparatorların gözdesihaline gelmiş ve IV. yüzyılda yaşamış olan ünlü tarihçi Ammianus Marcellinus;un;...dünyada hiç bir kent, ne topraklarının bereketi, ne de ticaretteki zenginliğibakımından bu kenti geçemezdi; dediği Antakya, Antik Çağ;da ;DoğununKraliçesi; (Orientis Apicem Pulcrum) lakabıyla anılmıştır. İmparator Vespasian (69 - 79), Daphne;de içinde kendi heykeli olan bir tiyatro,İmparator Domitian (81 - 96) ise Afrodit ve Asclepus mabedlerini inşaettirmişlerdir. II. yüzyıla doğru Antakya, Roma ve İskenderiye;den sonra 200.000 - 300.000kişilik nüfusu ile imparatorluğun üçüncü büyük metropolisi durumunda idi. İmparator Trajan (98- 117), Harbiye;den kente su getiren ve kalıntılarıgünümüze kadar gelmiş olan su kemeri ile büyük bir hamamın inşasınıbaşlatmıştır. Bu imparator zamanında 115 yılında vukubulan şiddetli birdeprem Antakya ve Daphne;de büyük ölçüde tahribata neden olmuş, çoksayıda insan ölmüştür. Bu felaketten Hıristiyanlar sorumlu tutulmuş vepiskopos Ignatius tutuklanarak Roma;ya gönderilmiş ve orada vahşihayvanlara parçalattırılmıştır. İmparator Hadrian (117 - 138), Trajan zamanında başlamış yapı faaliyetlerini sürdürmüştür. İmparator Antoninus Pius (138 - 161) döneminde kentin hemen tamamınıtahrip eden büyük bir yangın çıkmıştır. İmparator Marcus Aurelius (161 - 180),115 yılındaki depremde yıkılan Centenarium isimli büyük hamamı yeniden inşaettirirken, İmparator Commodus (180 - 192), kendi adına bir hamam ve birmabed ile sporcuların çalışması için üstü örtülü bir yapı (Xystos), İmparatorDidius Julianus (193) ise kapalı bir güreş alanı (Plethrion) inşa ettirmiştir. İmparator Septimus Severus (193 - 211), imparatorluk mücadelesinde rakibi Niger;i desteklediği için Antakya;yı cezalandırmış, özellikle tiyatrolar ve diğertoplumsal yapıları yerle bir ederek kenti köy haline getirmiş, kentin ünvanlarınıgeri almış, yönetimini Suriye;nin metropolisi haline getirdiği Laodiceia;yabağlamıştır. Bir süre sonra tekrar imparatorun sevgisini kazanan kentte,Severianum ve Livianum adlı hamamlar inşa edilmiştir. İmparator Caracalla (211 - 217), hükümdarlığı döneminde iki defa Antakya;ya gelmiş, olimpiyat oyunlarının tekrar Antakya;da yapılmasını sağlamış vekolonadlı cadde ile sokakların granit ile kaplanması işi de bu imparator döneminde gerçekleşmiştir. İmparator Valerian;ın (253 - 260) esir düştüğü 260 yılındaki savaştan sonra 260 yılı Haziran ayı sonlarında Persler, Antakya;yı yağma ederek yakıp yıktılar ve bir harabe haline getirdiler. Uğramış olduğu tahribatın giderilmesi ve eski günlere döndürülmesi amacıylaİmparator Probus (276 - 282) döneminde kent özel ilgi altına alındı. Probos vekendisinden sonra gelen imparatorlar tarafından Antakya tekrar eski ihtişamlıgünlerine döndürülmeye çalışıldı. İmparator Leo I (457 - 475) döneminde 13 Eylül 458;de Cumartesi;yi Pazar;a bağlayan gece sabaha karşı vukubulan çok şiddetli bir deprem kentte çokbüyük tahribat yapmış, deprem sonrası çıkan yangın, felaketin bir kat dahaartmasına neden olmuştur. Bu depremden sonra Asi üzerindeki ada artık biryerleşim merkezi olarak önemini kaybetmiş ve terkedilmeye başlanmıştır. İmparator Justinus (518 - 527) dönemi ile bunu takip eden dönemler, 458 depreminin arkasından kısa aralıklarla bir zincir halinde devam ederek Antakya;nın ikbal döneminin sonunu belirleyen büyük felaketlerin cereyanettiği yıllardır. 525 yılı Ekim ayında kentte çıkan büyük bir yangın çok sayıda binanın külolmasına ve çok sayıda insanın ölmesine neden olmuştur. Bundan bir yıl sonra,526 yılı Mayıs ayının 29. günü akşama doğru oluşan deprem, 250.000 -300.000 kişinin ölümüne sebep olurken, kentin hemen tamamı tahrip olmuş,ayakta kalabilen yapılar da depremden sonra çıkan yangında kül olmuştur. Bufelaketin yol açtığı kargaşada halk kenti yağma etmiş, birbirlerini öldürmüş ve korkarak kenti terk etmiştir. 21 Kasım 528;de başlayan depremde hemen hemen bütün yapılar ile surlaryıkılırken, 526 depreminde hasar görüp onarıma alınan bütün binalar da yerlebir olmuştur. Tanrının gazabının üzerlerinde olduğuna inanan halk kenti terkederek dağlara kaçmıştır. Mısır;da ortaya çıkan ve 542;de Antakya;ya ulaşan veba salgını, 551 Temmuzayında vukubulan bir dizi deprem, 557 yılındaki bir başka deprem ve 560yılındaki ikinci veba salgını, felaketler zincirinin diğer halkalarını oluşturmuştur. İmparator Maurice Tiberius (582-602) döneminde, talihi tekrar parlamayabaşlayan Antakya;da, 588 yılı Ekim ayının son günü saat 21.00;de başlayan birdizi depremde 60.000 kişi hayatını kaybetmiş, depremin neden olduğuyangınlar felaketi daha da arttırmıştır. İmparator Heraclius (610-641) dönemine rastlayan 613 yılında imparatorlukordusunun Antakya yakınında büyük bir yenilgiye uğraması ile kent tekrar Persler;in işgaline uğramıştır. Bu işgal, imparatorluğun doğu topraklarının 628 yılında Bizans;a iade edilmesine kadar devam etmiştir. Halife Ömer yönetimindeki Araplar;ın 634 yılından itibaren Bizans topraklarınagirmesi ile başlayan süreç sonucu, Antakya 638 yılında Ebü Ubeyde bin Cerrah kuvvetleri tarafından kısa bir direnmeden sonra teslim alınmıştır. Bu olay ile 9 asırdan bu yana devam eden ve Roma İmparatorluğu döneminde Doğunun Kraliçesi olarak anılan Antakya;nın tarihinde bir dönem kapanmış,asırlar boyu Roma ve Bizans kültürü yanında Hıristiyanlık ile yoğrulmuş olanmahalli özelliklerin İslam medeniyeti ile karışmasından meydana gelenbugünkü İslam kenti karakterinin oluşmasına neden olacak yeni ve uzun birdönem açılmıştır. 28 Ekim 968;de Bizans imparatoru Nikephorus Phokas;ın komutanları Petros Phocas ve Mikhail Burtzes kenti yeniden Bizans topraklarına kattılar. 1084 yılına kadar bir asırdan fazla süre devam edecek bu dönemde Antakya,tekrar eski günlere döndürülme özlemi ve gayreti içinde büyük ilgi gördü.Aralarında bir ok atımı mesafe bulunan 400 kulenin yer aldığı muhteşem surlar,tamir ve takviye edildi. Kentin Halep çıkışındaki St. Paul kapısı ile Lazkiye yoluüzerinde Daphne çıkışındaki St. George kapısı ve Asi;yi geçen köprü ile bu yolüzerindeki St. Simeon kapısı onarıldı. 971 yılında, Halife Muiz-Lidinillah döneminde 100.000 kişilik bir ordu ileAntakya;yı kuşatan Fatımiler;in kenti ele geçirme teşebbüsleri başarısızlıkla sonuçlandı. 997 yılında Dukas Domasticus ile Araplar arasında, Bizans ordusununmağlubiyeti ve Domasticus;un ölümüyle sonuçlanan savaştan sonra Antakya;yı zapteden Araplar, kenti yağma ederek ahalisini öldürdüler ve civardaki köyleri yakarak çekildiler. 8 Mart 1053 tarihindeki şiddetli deprem bütün kenti sarstı. St. Peter kilisesi ile beraber şehirdeki diğer yapılar büyük hasar görürken 10.000 kadar insan öldü. 1071;de Malazgirt zaferinden sonra, bir program dahilinde Anadolu;nun fethine başlamış olan Selçuklu Hükümdarı Sultan Melikşah döneminde (1072 - 1092),Kutalmışoğlu Süleyman Bey, 1074 yılında Antakya;yı kuşattı. Kentin Bizansvalisi Isaakios Komnenos;un yenilgisiyle sonuçlanan savaştan sonra yapılananlaşma gereği, Antakya ve yöresinin yağma akınlarından korunması karşılığıolarak Bizans;ın her yıl 20 bin altın vermesi şartı ile kuşatma kaldırıldı. 1084 yılında vali Philaretos, Türk asıllı olması muhtemel İsmail isimli Müslümanbirini yerine bırakarak Antakya;dan Urfa;ya gitti. Çok sert mizaçlı ve zalim birvali olan Philaretos;un kentten ayrılmasını fırsat bilen halk, askerler ve bubahane ile İsmail tarafından hapisten kurtarılan Philaretos;un oğlu Barsama;nın desteği ile İznik;te bulunan Kutalmışoğlu Süleyman Bey;e,Antakya;nın kendisine teslim edileceğine dair bir mesaj gönderdiler. Bu mesajüzerine, 1084 yılında haraket ederek kuzey Suriye;ye yeni bir seferdüzenleyen Kutalmışoğlu Süleyman Bey, 300 atlı ile Antakya surlarının önünegeldi. İsmail ile yaptığı işbirliği sonucu 12 Aralık 1084 Cumartesi günü bir kısımaskerini gizlice kente sokarak, hazırlıksız ve savunmasız olan Antakya;yı kolayca ele geçirdi. 1097;de Haçlılar, Antakya valisi Yağı-Siyan;ın hakimiyet bölgesine girerek,toplam olarak 600.000 kişiden oluşan muazzam ordusuyla 22 Ekim 1097;de Antakya surları önünde çadırlarını kurdular. Yedi ay on üç gün süren ve büyük bölümü açlık, yokluk, sefalet ve kanlı çarpışmalarla geçen kuşatma sonunda Haçlılar, kahramanlık, sabır ve askeri güçle yapamadıkları işi kurnazlıkla hallettiler ve kenti bir ihanet ile ele geçirmeplanını yürürlüğe koydular. Antakya hakimi Yağı-Siyan;ın güvenini kazanmış, Ermeni asıllı bir muhtedi olanFiruz adında bir kumandan ile ilişki kurmayı başaran Bohemond, surlardaki üçkulenin savunulmasından sorumlu olan bu kişiye, tekrar Hıristiyanlığı kabuletmek ve kentin ele geçirilmesinde işbirliği yapmanın karşılığı olarak çok büyükvaadlerde bulundu. Bohemond 8217;un son güne kadar diğer haçlı liderlerine dahi duyurmadan yaptığı bu çok gizli haberleşme sonucunda Firuz, Bohemond;laanlaşarak, kenti satmayı kabul etti ve rehin olarak oğlunu Bohemond;a gönderdi. 2 Haziran;ı 3 Haziran;a bağlayan gece gerçekleştirilmesi kararlaştırılan ve taktiği Firuz tarafından verilmiş olan ihanet planına göre; 2 Haziran;da bütün Haçlılar, başlarında Bohemond olduğu halde, Müslüman topraklarını istila etmeye gider gibi hareket ederek kamptan uzaklaşacak, geceyarısından sonra sessizce geriye dönerek, kendisinin koruduğu İki Kızkardeş Kulesi altına geleceklerdi. Firuz onları kulenin üstünde bekleyecek ve yukarı yatırmanmalarına yardım ederek surları aşıp kente girmelerini sağlayacaktı. Bohemond, bu planı ancak o gün Haçlı liderlerine açıkladı ve Kerboğa;nınAntakya;ya yardım amacıyla güçlü bir ordu ile yaklaşmakta olduğundanbahsederek, kuşatmayı kaldırmanın utanç verici ve tehlikeli olacağını, kenti zaptetmekten başka çareleri kalmadığını ve savaşın sadece silahla kazanılmayacağını söyleyerek Firuz;la vardığı mutabakatı nakletti. Bazı Haçlıliderlerinin, böyle bir yolun Haçlılar;a yaraşmayan şerefsiz bir çözüm olacağı şeklindeki itirazlarına rağmen, plan aynen uygulandı ve kararlaştırılanzamanda İki Kızkardeş Kulesi;nden Firuz;un sarkıttığı bir ip merdivenle kulenin üstüne tırmanan küçük bir Haçlı birliği, yakındaki kuleleri de ele geçirdikten sonra, o civarda bulunan bir kapıyı açarak, dışarıda beklemekte olan kalabalık Haçlı grubunun içeriye sel gibi akmasını sağladı. Haçlılar, Rum ve Ermenilerin yardımı ile ele geçirdikleri bütün Türkleri, kadın veçocuk ayırımı yapmadan öldürdüler. Bir gece içinde on binden fazla Antakyalı katledildi. Yapılan katliam sonunda 3 Haziran 1098;de akşam olurkenAntakya;da hiçbir canlı Türk kalmamıştı. Seller gibi kan akan sokaklarda ve meydanlarda, ancak cesetler üzerinden atlayarak yürünebiliyordu. Bu tarihten dört gün sonra 7 Haziran 1098;de yardıma gelen Musul Emiri Kerboğa komutasındaki Müslüman ordusunu püskürten Haçlılar, bir süre Antakya;da kalarak kendilerine çeki düzen verdiler ve Kudüs seferi içinhazırlıklarını tamamladılar. İstanbul;da Bizans İmparatoru Alexius;a, yemin etmek suretiyle vermiş oldukları söze rağmen Antakya;yı imparatora teslim etmediler ve Bohemond;un ilk hakimi olduğu Antakya Prensliği;ni kurdular. 3 Haziran 1098 ile 18 Mayıs 1268 tarihleri arasında, yaklaşık yüz yetmiş yıl Antakya ve civarına hükmetmiş olan Antakya Prensliği, biri prenses olan(Costance 1131 - 1163) ve Antakya Prensi ünvanını taşıyan hükümdarlar tarafından yönetilmiştir. 1268;de saldırıya geçen Memluk Sultanı Baybars, Antakya;nın uzun süredirenmesine imkan vermedi ve surların Silpius;a yükselmeye başladığı bir noktadan kente girerek yağma ve tahrip etti. Kente giren Memlük askerleribütün erkekleri öldürerek büyük katliam yaptılar. Öldürülen 17.000 kişininyanısıra 100.000 kişiyi esir aldılar. Böylece yüzyetmiş yıldan beri süren Antakya Prensliği halindeki son Hıristiyan hakimiyeti son buldu ve Antakya bir daha el değiştirmemek üzere İslam hakimiyetine geçti. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim;in (1512 - 1520) Mısır seferinde MemlükSultanı Kansu Gavri ile yaptığı 24 Ağustos 1516 tarihli Merc-i Dabık savaşından sonra, Haleb;in işgalini takiben Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar, dört asır Osmanlı hakimiyetinde kalan Antakya, bu süre içinde Haleb vilayetinin, Haleb Merkez Sancağına bağlı bir kaza merkezi olarak yönetildi. Seleucus krallarına başkentlik yapmış, Roma çağındaki ihtişamı dillere destan olmuş, imparatorluğun üç büyük metropolünden biri olarak imparatorların gözdesi olan ve bir zamanlar;Doğunun Kraliçesi; lakabıyla anılmış olan Antakya, İstanbul;a uzak oluşuyanında Mısır;ın fethinden sonra bölgedeki askeri önemini yitirmiş olmasınedeniyle Osmanlı Devleti için önemsiz ve bu sebeple ihmal edilmiş küçük bir kasaba olarak asırlarca kendi halinde yaşamıştır.