Çıkış / Exit

İşleminiz Yapılıyor.
 
 
 
 
 
 
 
 
English

Arapların ‘Şemsan-ı Çamudi’ dediği, Yunanca’da sütun anlamına gelen Stylos’tan türeyen ön adıyla Stlit Simeon (ya da eski Simeon), Samandağ’lı sade bir çobanın oğludur. Hayatta ilk öğrendiği şey, pastoral önderliğiyle örtüşecek şekilde çayır çimen arasında koyun otlatmak oldu. Roma’nın dağılmasıyla birlikte bugünkü Suriye toprakları da Bizans İmparatorluğu’na dâhil olmuş ve Hıristiyanlık buralarda hızla yayılmıştır. Küçük Simon, zaten bir azize olan annesi Martha’nın etkisi altında kalarak çarçabuk Hıristiyanlığa yönelmiştir. Daha 16 yaşlarında iken Tereda’daki manastıra girmiştir. Buradaki ibadet yaşamında, dini pratiğini midesi üzerinde yoğunlaştırmış, Hıristiyanlıkta 46 gün süren uzun bir perhiz ya da oruç olan büyük Karem Orucunu tutmaya başlamış, hâlsiz düşmesiyle birlikte bizzat manastır rahibi Théodore tarafından ziyaret edilmiş ve kendisine su ve ekmek verilmiştir. Usta oruçcu Simon birkaç gün sonra yarı baygın hâlde bulunmuş ve yanı başında kendisine bırakılan yiyeceklere günlerdir hiç dokunmadığı anlaşılmıştır. Yapılan incelemede karnını palmiye yapraklarıyla yaptığı bir kemerle çok sıkı bir şekilde bağladığı anlaşılmıştır. Öylesine sıkı bağlamıştır ki bu kemeri, etine işleyen yaprak kalıntılarını yaradan çıkarabilmek için dokunun günlerce suyla yumuşatılması gerekmiştir.


St.Simeon Manastırını sanki oradaymış gibi 360 derece panoromik ziyaret etmek için  TIKLAYINIZ

Yükselen karizmasını kıskanan hemcinsi diğer keşişler, akşamları gizli gizli kalkıp yemek ve su içtiğini iddia ederek, Genç Simeon’un manastırdan uzaklaşmasını talep etmişlerdir. Midesi bir kez küçülen Simeon bu zorlu orucu her yıl yenileyecek ve eski Telassinos bugünkü Deir Saman’da çekildiği kulübesinde üç buçuk yıl yaşayacaktır. Bu dönemde tuttuğu Karem Orucu boyunca hiç yemek yemediği ve su içmediği rivayet edilir ve bu durumdan sağ salim kurtuluşu, o dönemde büyük bir mucize olarak karşılanmıştır.

 

Kulübede geçirdiği dönem sonrasında Simeon, Şeyh Bereket Dağında kayalık bir çıkıntıya yerleşecek ve 20 metre çapından daha dar olan bu küçücük mekana kendini tutsak edecektir. Bu tepenin seçimi rastlantısal değildir. Bölge, Suriye’nin kuzeyinde, Apamea’dan Orta Asya’ya kadar uzanan ulaşım yollarına hâkimdir. Ancak mucizelerinden ötürü kendisinden şefaat ve dua dileyen, ona yüz sürmek isteyen ziyaretçi müritlerinin sayısı burada da artacak ve yorgunluktan harap ve bitap düşerek ibadete yeterince zaman ayıramayacaktır. Bu durum onu daha farklı ve köktenci bir yaşam tarzına yöneltmeye itecektir: bir sütunun üstüne yerleşmek. Böylece 459 yılına kadar 42 yıl sürecek çılgın ve özgün macerası başlamış olacaktır. Simeon bir yandan ziyaretçilerinden uzaklaşmak istemekle birlikte dönemin pastoral geleneğini de sürdürmek kaygısıyla, müritlerinden gündelik yaşamda uzaklaşmayı istemiyor ve hep yanı başlarında kalarak, varlığını onların hizmetine sunmak istiyordu. Dilenci, zanaatçı ya da çiftçi olsun, varsıl yoksul kendisini görmeye gelen herkesle ilgileniyordu.

 

Yüksekliği gittikçe uzayacak olan bu ünlü sütunun üstünde oturmasına olanak sağlayan etrafı kısa parmaklıklarla çevrili, ancak oturmasına ya da ayakta durmasına olanak veren yaklaşık bir metrekarelik küçücük bir platform yaptırmıştı. Bu düzlemde uzanıp yatmasına olanak yoktu, yani ‘ayakta uyumayı’ ve çevresindeki uyutmayı kısa zamanda vücuduna öğretmesi gerekecekti.

 

“Yatay” olarak uzaklaşma olanağı bulamadığı insanlardan “dikey” olarak kurtulmayı deneyecektir. İlk başlarda yaşamını sürdürebilmesi için köyün çocukları sütunun tepesine tırmanıp ona ekmek, su ve keçi sütü getiriyorlardı. Başlangıçtaki sütun yaklaşık dört metre yüksekliğindeydi. İnsanların zamanla kalabalıklaşıp bu yüksekliğe kolayca ulaşabilmeleri sonucunda doğan ihtiyaçla sütunun yükseklikleri kademe kademe arttı. Öyle ki en sonuncusu 15 metreye yakın yüksekliğe kadar varacaktı.

 

Simeon sütunun yakınına annesi dâhil hiçbir kadının yaklaşmasına izin vermiyordu. Çok ısrarcı olan annesine “eğer buna hak kazanırsak, bir sonraki yaşamımızda buluşacağız, sabırlı ol” diyordu. Mucizelerle ün salan azizin ziyaretine gelenler, sütuna dayadıkları bir merdiven aracılığıyla yanına kadar çıkıp onu yakından görerek, onunla konuşabiliyorlardı. Yaz kış dinlemeden gece gündüz korunmadan elleri çoğu zaman gökyüzüne dönük hâlde ayakta ya da oturmuş durumda Tanrıya temas ediyordu. Bir tür hac ritüeline dönüşen ziyaretleri, bölgedeki Hıristiyanların dışında çöl bedevileri, Ermeniler, Persler, İsmaililer, İspanya’dan İberler ve hatta Etiyopalılardan oluşan çok heterojen bir hayran kitlesi gerçekleştiriyordu.

 

Arap hükümdarı Numan’ın bölgeyi kasıp kavuran bu hac ziyaretlerinden rahatsız olduğu anlatılır. Binlerce müridlerinin ziyaretlerini engellemeyi düşündüğü ancak sonra bir gece ansızın gördüğü sütunlu ve sakallı bir karabasanla hızla bu tasarısından vazgeçtiği söylenir.

 

Bizans İmparatoru Theodosius ve saygıdeğer eşi Eudoxie azize büyük saygı gösteriyorlardı. Hastalandığında Theodosius Simeon’a üç rahip gönderdi ve artık bulunduğu yerden inmesini rica etti. Ancak aziz tedavi edilmeyi reddederek, bu işi Tanrıya bırakmayı tercih etti ve bir süre sonra kendiliğinden iyileşti.

 

2 Eylül 459 tarihinde, on beş metrelik sütunun tepesinde elleri kavuşmuş ve gözleri kapalı hâlde dua eder konumda ‘öle kalır’ ve müritleri bu yüzden ölümünü ancak iki gün sonra fark edebilirler. Bu akılalmaz yaşamın sonu da büyük olay olmuştur. Öldüğü gün Antakya Piskoposu Martyrius, Antakya milis komutanı ve cenazesi çalınmasın diye altı yüz asker kısa zamanda sütunun dibine gelivermişlerdir. Çevrede yaşıyanlar Simeon’un öldüğünü bu büyük kalabalığı görünce anladılar. Kısa sürede sütunun çevresinde toplanan kalabalık bedevi toplulukları kutsal naşı çalmaya kalkışmış, ancak kalabalık asker topluluğunu görünce bundan vazgeçmiştir. Aziz Simeon, bugün batıda 26 Ocak, doğuda ise 1 Eylül tarihinde hâlâ anılmaktadır. Saint Simeon ile ilgili ayrıntılı bilgileri Suriyeli Piskopos Théodoret de Cyr’in hakkında yazdıkları sayesinde öğrenebiliyoruz.

 

Simon Dağı’nda (Cebel Sim’an) yer alan, St.Simeon Manastırı kalıntıları arasında, sekizgen merkez avluda bu meşhur sütunun temel mermeri ve üzerinde aşınmayla yuvarlaklaşmış sütunun küçük kalıntısı bugün de ayaktadır. Stilitlerinin öncüsünün ölümünden sonra bölgede onun yolundan giden birçok taklitçi ve müridine ilham kayağı olmuştur. Ölümünü izleyen yüzyıl boyunca, Bizans topraklarında modaya uyan çileci stilit ardılları sütunlar üzerinde onun gibi zorlu bir yaşam sürdüler.

Türkiye'nin En Büyük Mezarlarından Biri "Beşikli Mağara"

Beşikli Mağarı Görmek İçin Hemen TIKLAYIN! Beşikli Mağara ve Titus Kaya Tüneli, günümüzde Hatay iline bağlı Samandağ ilçesi sınırları içerisinde, üzerinde Çevlik Köyü kurulu olan ilçenin 5 km. kuzeyinde kalan dağlık ve denize hâkim yamaçlarda bulunan Titus adıyla bilinen Titus Flavius Vespasianus tarafından yaptırılmış, yapımı yüzyılı aşkın bir zaman sürdüğü düşünülen tünellerdir. M.Ö. 300...

Antik Çağın Mühendislik Eserlerinden Biri "Titus Tüneli"

Titus Tüneli'ni Gezmek İçin Hemen TIKLAYIN! Titus Kaya Tünelİ, Vespasianus Tüneli de denilen Titus Tüneli, günümüzde Hatay iline bağlı Samandağ ilçesi sınırları içerisinde, üzerinde Çevlik Köyü kurulu olan ilçenin 5 km. kuzeyinde kalan dağlık ve denize hâkim yamaçlarda bulunan Titus adıyla bilinen Titus Flavius Vespasianus tarafından yaptırılmış, yapımı yüzyılı aşkın bir zaman sürdüğü...

Hatay'ın En Önemli Kıyı Üssü "Cin (Payas) Kulesi"

Kuleyi Gezmek İçin Hemen TIKLAYIN! Payas Kalesi de denilen Cin Kulesi Hatay (Antakya) ilinin Payas ilçesinde bulunmaktadır. Cin kelimesinin Cenevizlilerden geldiği iddaa edilmektedir. Sahile oldukça yakın konumda ikinci bir askeri niteliğe sahip yapıdır. yapım tarihi gözönüne alınırsa kule, iskele, gümrük, tersane ve külliyeden sonra, Payas'ta inşa edilen çekirdek yerleşim dokusunun son büyük...

BİR SÜTUN ÜSTÜNDE 40 YIL YAŞADI

Arapların 'Şemsan-ı Çamudi' dediği, Yunanca'da sütun anlamına gelen Stylos'tan türeyen ön adıyla Stlit Simeon (ya da eski Simeon), Samandağ'lı sade bir çobanın oğludur. Hayatta ilk öğrendiği şey, pastoral önderliğiyle örtüşecek şekilde çayır çimen arasında koyun otlatmak oldu. Roma'nın dağılmasıyla birlikte bugünkü Suriye toprakları da Bizans İmparatorluğu'na dâhil olmuş ve...

HZ.HIZIR İLE HZ.MUSANIN BULUŞTUĞU YER

Hatay ilinde yer alan çok sayıda Hızır türbesi içinden ünlüsü Samandağı'nda yer alan türbedir. Hz. Hızır ile Hz. Musa'nın buluştuğu yer olarak kabul edilen kayanın üzerine kurulu. H.Z Hızırın Türbesini sanki oradaymış gibi 360 derece panoromik ziyaret etmek için TIKLAYINIZ Hz. Mûsâ döneminde yaşamış ve peygamber olması kuvvetle muhtemel, hikmet ve ilim sahibi bir şahsiyet. ...
erotik